iremitli.sitemynet.com
ekranataturk_1_.jpg

ANASAYFA
MACAHEL`DEN GÖRÜNTÜLER
PANSIYONUMUZ HAKKİNDA BİLGİLER
LİNKLER
ÇİCEK DÜNYASİ
YAYLALARİMİZ`DAN GÖRÜNTÜLER
MACAHELİN TARİHCESİ
ATATÜRK SAYFASİ
DOĞAL BESİNLER
KÖYDE YAŞAM

MACAHELİN TARİHCESİ


Anket

Sitemi kimden öğrendiniz?
Arkadaşımdan
Reklamlardan
Arama sonucunda

AHŞAP SU DEYİRMENİ.

134_1_.jpg

docak_1_.jpg

TARİHİ OCAK

ddegirmen_1_.jpg

SU DEYİRMEN`İN İÇTEN GÖRÜNÜMÜ

003calisanadam_1_.jpg

ELLE ÇEVİRMELİ BİLEME TAŞİ

dsc00766.jpg

MACAHEL,İN TARİHÇESİ

Macahel tarihteki önemli göç yollarının hemen bitişiğinde yer alır. Batum şehrine 25-30 km mesafededir. Batum doğal limanı Karadenizin en eski limanlarından biridir. Bu nedenle Batum ve çevresi tarih boyunca çok defe istilaya uğramış ve o dönemlerde yaşananlar efsaneleştirilerek günümüze taşınmıştır. Bölge birçok savaşta çatışma alanı olmuştur.



Macahel havzası çeşitli dönemlerde Bizans, Selçuklu, Moğollar, Osmanlılar, Ruslar ve Gürcüler tarafından yönetilmiş ve çeşitli mücadeleler sonucu el değiştirmiştir. Macahel tarihi incelendiğinde önemli dönüm noktalarının Bizans dönemi, Gürcistan Kraliçesi Tamara dönemi, Osmanlı İmparatorluğu dönemi, Rus işgalleri, önemli nüfus hareketlerine neden olan 93 harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve Kurtuluş Savaşı olduğu görülmektedir. 93 harbi muhacirliği getirmiştir. Macahel'de 4. yüzyılda, M.S. 305 yılından itibaren Hıristiyanlık yaygınlaşmaya başlamış, 15. yüzyılda da -1479 yılından itibaren – Yavuz Sultan Selim'in Trabzon valiliği sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na bağlandığı dönemde Macahel bölgesi Müslümanlığı kabul etmiştir. Böylelikle, Macahel'de sadece farklı devletlerin yönetimi değil, aynı zamanda farklı dinlerin varlığı da söz konusu olmuştur. Macaheldeki köylüler, kabaca 11 yüzyıl Hıristiyanlığı, sonraki 7 yüzyıl da Müslümanlığı benimsemiştir. Bu durum bölgedeki sosyal, politik, kültürel ve ekonomik yapıyı etkilemiştir. Bu etkileşim ve çeşitlilik, aynı zamanda arkeolojik ve tarihi değerler açısından da zenginlik getirmiştir.



Bizans Dönemi

Bizanslılar M.Ö. 2. yüzyıl başlarında Anadolu'ya yerleştiler. Anadolu artık Bizans ülkesi haline geldi ve Kafkasların yaşamı bu çerçevede belirmeye başladı. Yüzyıllar boyunca savaş ve barış dönemleriyle geçen yıllar içinde M.S. 4. yüzyılda Hıristiyanlık kabul edildi. 11. yüzyıl başlarında Giorgi I Bizanslılarla savaşa girdi ve 1021 yılında yenilerek Ardahan'a çekildi. Oğlunu Bizanslılara rehin bırakmak zorunda kaldı. 1064 yılında Selçuklu işgali başladı. O dönemde Tiflis Arap egemenliği altındaydı. 11. yüzyılın sonunda tahta çıkan Davit Ağmaşenebeli 1122'de Tiflis'i Arap işgalinden kurtarıp yeniden başkent ilan etti. 1178 yılında Giorgi III'ün kızı Tamara Gürcistan kraliçesi oldu ve 1213 yılına kadar iç isyanları bastırdı. Önemli savaşlar yaptı ve İran içlerine kadar girdi. Önemli ganimetlerle geri döndü. 1226 yılında Moğollar Tiflis'i işgal etti. Uzun yıllar Moğollarla iç içe yaşamaya alışan Gürcüler İran'dan Mısır'a kadar Moğol askerleriyle birlikte savaşlara katıldılar.



Selçuklu Dönemi

Macahel havzası, 11. yüzyılda Selçuklu Türkleri'nin Anadolu'ya yönelmesi ile 1068 yılından itibaren Selçuklu hâkimiyetine girdi. 1380'den 1405'e kadar Aksak Timur 4 kez Gürcistan'a saldırır ve ülkeyi harabeye çevirir. 1412 yılında tahta çıkan Aleksandra 1442 yılına kadar ülkeyi yeniden imar ve ihya eder. Büyük Selçuklu sultanı Alparslan, 1071 Malazgirt Savaşı'ndan sonra Kızılırmak'a kadar uzanan bölgeyi emrindeki kumandanlara dağıttı. Bu dağıtım sırasında Çoruh bölgesi Erzurum ve çevresine hâkim olan Emir Ebulkasım'a düşmüştü. Böylece bu bölge bir süre Saltukoğulları'nın yönetiminde kaldı. Daha sonra kısa bir süre Gürcülerin eline geçen bu bölge Sultan Melikşah devrinde tekrar Selçuklu sınırları içerisine alındı. Selçuklu döneminde Artvin ve çevresi Azerbaycan Atabegleri idaresinde bir uç beyliği şeklinde yönetiliyordu. Artvin ve çevresi 13. yüzyıl başlarında Anadolu Selçuklu Devleti hâkimiyetine girdi. Konya Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad (1220-1237) Artvin, Şavşat ve Yusufeli'ni sınırları içerisine kattı. Bu yüzyılın ortalarında Anadolu'yu işgal eden Moğol İlhanlı orduları Çoruh vadisini de istilâ etmişlerdi. Bölge 14. ve 15. yüzyılda Akkoyunlu Devleti, Karakoyunluların ve Safavilerin hâkimiyeti altına girdi. Ancak bu dönemde de mahallî idareciler olan Atabegler Artvin ve çevresinin yönetimini ellerinde tuttular. Keyhüsrev sözlüsü olan, Rosudan'ın kızı Thamara ile evlendi. (1238) Keyhüsrev'in Tamara'ya çok düşkün olduğu rivayet edilir. Hatta bastırdığı paralardaki arslanın kendisini ve onun üzerindeki doğan güneşin Tamara'yı temsil ettiği söylenir. Tamara Selçuklu ülkesinde Gürcü Hatun olarak tanındı ve bir süre sonra Müslüman oldu. Gürcü Hatun, Mevlana Celaleddin Rumi ile de dostane ilişkiler kurdu.

Osmanlı Dönemi

Bölgedeki Osmanlı egemenliği Yavuz Sultan Selim'in Trabzon valiliği döneminde başladı. Yavuz Sultan Selim Gürcistan üzerine seferler düzenleyince, Artvin ve Çoruh havzasındaki kalelerin hakimi olan Atabeg Mirzâ Çabuk (1502-1516) ülkesinin tahribe uğramaması için Yavuz Sultan Selim'e bağlılığını bildirdi. Bu dönemden sonra Artvin ve çevresi 1536 yılına kadar Osmanlı Devleti himayesinde yarı müstakil bir şekilde kaldı. Bölgede ilk Osmanlı hâkimiyeti ise Kanuni Sultan Süleyman devrinde sağlandı. Bu dönemde Erzurum Beylerbeyi olan Dulkadırlı Mehmed Han 1536-1537 harekâtı sırasında Çoruh vadisinde bulunan diğer kalelerle birlikte Artvin'i de ele geçirdi. Bu sırada Artvin ile Yusufeli'ni içine alan Livane Sancağı kurularak Erzurum Beylerbeyiliği'ne bağlandı. Bir süre sonra elden çıktığı anlaşılan bölge, yine Kanuni devrinde, 1549 yılında ikinci vezir Ahmed Paşa tarafından tekrar ele geçirildi. Ahmed Paşa'nın bu harekâtı sırasında bölgedeki 35 kale Osmanlı hâkimiyeti altına alınmıştı. Bölgedeki Osmanlı hâkimiyeti bir süre sonra yapılan Osmanlı-İran mücâdelesi sırasında daha da sağlamlaştırıldı. Erzurum Eyaleti'ne bağlı Livane Sancağı'nın merkezi olan Artvin, 1579'da Çıldır Eyaleti'nin kurulması ile bu eyalete bağlandı. Bu sırada Hopa ve Borçka Trabzon'a, Artvin, Ardanuç, Yusufeli ve Şavşat ise Çıldır Eyaleti'ne bağlı idi.

Artvin ve çevresi bu tarihten sonra, 19. yüzyılın başlarına kadar sürekli olarak Osmanlı İmparatorluğu'nun elinde kaldı. Ancak bu yüzyılda iki defa Rus işgaline uğradı. 1828 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Edirne Antlaşması ile Çıldır Eyaleti'nin merkezi Ahıska Ruslar'a terkedilince Artvin, Livane Kazası'nın merkezi oldu ve Trabzon Eyaleti'nin Batum Sancağı'na bağlandı.

1877-1878 Osmanlı - Rus Savaşı (93 Harbi)

1877 yılında Ruslar Kars'a dördüncü defa saldırdılar. Ahmet Paşa kumandasındaki Türk ordusuna altı ay içersinde dört meydan savaşında yenildiler. Ancak kışın yaklaşması üzerine orduyu terhise başlayan Ahmet Muhtar Paşa 15 Ekim 1877'de Alaca dağda bozguna uğradı. Bir ay ağır toplarla dövülen Kars 18 Kasım 1877 günü düşünce Ruslar üç gün şehri yağmaladılar. 3 Mart 1878 Ayastefanos Antlaşması'nın (Yeşilköy Antlaşması) 19. maddesi ve daha sonra imzalanan Berlin kongresinin 58. maddesi gereğince Kars, Ardahan, Oltu ve Batum - Artvin ile birlikte savaş tazminatı olarak Çarlığa bırakıldı. Üç yılda bu bölgede tahminen 120.000 kişi yeni sınırın içerisine göçtü. 1880'da Kars'a gelen Osmanlı Şehbender'i Mehmet Asım'ın arzuları ile bu göçlerin önü alınabildi. Anlaşmaya göre 3 Şubat 1879 tarihinden 3 Şubat 1882 tarihine kadar olan göç süresi daha sonra 1884 yılına kadar uzatılmıştır. Bu süreç ilerleyen yıllarda da son bulmamış, 1921 yılına kadar sürmüştür. Osmanlı İmparatorluğu Batum ve Kars'tan yarım milyon civarında Gürcü mülteci kabul etmiştir.

1877- 1917 yılları arasında kırk yıllık Çarlık idaresinde Ardanuç sancağı ikiye bölündü. Birkaç camii, mescit yanındaki küçük medreselerin dışında, Türk Rüştiye mektepleri kapatılmış, anayurtla her türlü haberleşme irtibatı kesilmişti. Bölgede uygulanan ''Ruslaştırma'' siyasetine yerli halk kanmamış; yeniden anavatana kavuşma umudunu hiçbir zaman kaybetmemişlerdir.

I. Dünya Savaşı

I. Dünya Savaşıyla birlikte, 1914 Kasım ayı sonlarında Türklerin Pasinler ve Oltu kesimlerinde başlattıkları silahlı mücadeleyle Osmanlı sınıfı içinde Melo Hudut taburu, “Karayüzbaşı” adıyla anılan Hakkı beyin kumandasında aynı günün İşkabil üzerinden Artvin'e yürümüş, Rus memurları ve askerleri de karşı Seyitler köyü mıntıkasına çekilmişlerdir. 3. Türk tümeninden ayrılan 8. Mürettep Alay da Alman Yarbayı Şitange emrinde Arhavi' ye gelmiştir. Bu sırada ikişer bölüklü Arhavi Hudut Taburu adını almıştı.

Teşkilat-ı Mahsusa alayı kumandanı Yakup Cemil ve Yüzbaşı Halit Beyler ''İstanbul Çetesi'' denilen gönüllü ve resmi kuvvetlerle Şavşat'a vardılar. 26 Aralık 1914 günü Şavşat 'taki tüm kuvvetler Sahara'dan geçip Ardahan üzerine yürüdüler. Bu çarpışmada Kadir Ağa ile bir çok gönüllü şehit, hastaneye alınan yaralılar da esir düşmüştür. Ardahan baskını başarıya ulaşamayınca Şitange kuvvetleri Yalnızçam üzerinden Ardanuç'a çekildi.

Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesiyle beraber Kars bölgesinde toplanan Rus kuvvetleri de Kars - Sarıkamış üzerinden sınırı geçerek Narman - Eleşkirt - Doğu Beyazıt hattını ele geçirmek amacıyla saldırıya geçtiler. 11 Kasım1914 'de yapılan Türk karşı taarruzu ile Ruslar geriye püskürtülmüş ise de takip edilmemiştir.

Köklü köy savaşlarından sonra İstanbul'dan Sarp Cephesine gelen başkumandan vekili Enver Paşa Alman Erkan-ı Harbiyesi' nin telkinleriyle büyük Rus kuvvetlerini üzerine çekmek için 3. Ordu ile bir karşı taarruza karar verdi.

1914 yılında Ruslar saldırıya geçti. Görevi Enver Paşa devraldı ve Rus kuvvetlerini çember içine almak düşüncesiyle Oltu'dan Allahü Ekber Dağları'na yürüdü . Ağır kış koşulları nedeniyle Allahü Ekber dağlarından her iki kolordudan ancak bir kaç yüz kişi geçmiş, binlerce asker yolda donarak ölmüştür.

Ruslar bu durumdan istifade edip, karşı saldırıya geçmiş; yarıya yakın askeri esir ederek, bir felaketimizi daha sonuca bağladılar.

Ardahan bozgunundan sonraki günlerde Yusufeli Değirmentaş köyünden Molla Sabit Bey'i gönüllüleri henüz Sahara 'da bulunurken Alman binbaşı Şitange ile Yüzbaşı Halit Bey birlikte Şavşat'a geçerek Ardahan üzerine ikinci bir taarruz üzerinde bir keşif yapmışlardır. Rusların hızla ilerledikleri duyulunca Şitange 16 Ocak 1915 günü Artvin'e geçmiştir. Rusların Karadeniz kıyısındaki baskısı üzerine Şitange Murgul-Arhavi kesimine gitti.

Birliklerimiz birçok şehit vererek Murgul hattı üzerindeki ''düşmanını oyalama ve çekilme savaşı''ndan sonra Artvin'e çekilmişlerdir. Bu arada Ardanuç üzerine düşman saldırıları artınca Sahara kuvvetleri çekilip, Berta suyundan geçerek Halit Bey'e katılmışlardır.

Rus kuvvetleri Türk köylerini ateşe verdiler. Aynı günlerde Halit Bey ile Molla Sabit Bey elde kalan kuvvetleri alıp Artvin'e çekildiler. Ruslar Karadeniz kıyısındaki taarruzları ile Hopa'dan sonra 14 Mart 1915 günüde Arhavi' yi işgal ettiler.

Şitange Bey de 16 Mart günü karargahı ile Artvin'e çıkmak zorunda kalmıştır. Rus birlikleri 20 Mart 1915'de bütün kuvvetle taarruz ederek şiddetli çarpışmalardan sonra 27 Mart günü Türkleri Artvin'den çıkarıp Osmanlı sınırları içerisindeki Melo kesimine çekilmeye zorladılar. 27 Mart 1915 günü Ruslar Ermenilerin alkışları arasında tekrar Artvin'e geldiler.

Bu günlerde Binbaşı Şitange'nin hastalanması üzerine resmi ve gönüllü yerli kuvvetler ''Çoruh Müfrezesi'' adıyla Binbaşılığa terfi eden Halit Bey emrine verildi. Artvin tekrar Rus hakimiyetine geçmiştir. Tiflis Ermeni Piskoposu Mesrop , Kafkas Umumi Valisi Voronzof Daşkov'un eşi olan Ermeni kadının vasıtası ile Rusya'ya karşı silah çektikten sonra Türkiye'ye göçen Türklerin arazilerine Ermenilerin yerleştirilmesini teklif etmiştir. Daşkov bu teklifi muvafık bularak derhal Artvin'e ve Ardahan çevrelerine birer inceleme heyeti gönderdi. 29 Nisan 1915'de Artvin'e gelen heyet 3 aylık inceleme sonucunda Müslüman halkın ''vatan haini'' olduğuna karar verdi. Rusya hükümetine gönderilen raporlarda Ardahan-Artvin muhitinde kalan ve göç gidenlerden ileride yurtlarına dönecek olan Türk ahalisinin Sibirya'ya gönderilmesi onların yerine Ermenilerin yerleştirilmesi de teklif ediliyordu.

Rusya hükümeti 1915 Ağustos'unda durumu müzakere ederek Daşkov'un teklifini uygun bulunca arananlar Batum'da kendi köylerinde ve diğer yerlerde ele geçirdiler.

Durumu öğrenen Bakü'deki Türk avukatlar derhal Batum'da bulunan Türk'leri parasız olarak müdafaaya karar vermişlerdir. 10 gün süren bu mahkemelerde bir çok müdafaa gerçekleştirildi. Buna rağmen 72 Türk idam, sürgün ve uzun süreli hapisle cezalandırıldı.

Çarlık Rusya'sındaki Bolşevik ihtilali başlarken Rus ordusundaki düzen gün geçtikçe bozulmaktaydı. 8 Aralık 1917 günü Osmanlı Hükümeti kolordulara verdiği emirlere Ruslar ile savaşa 10 gün süre ile ara verilmesini istemiştir. Erzincan mütakeresinden sonra 3 Mart 1918 Bolşevik Rusya ile Osmanlı hükümeti arasında Polonya'nın Birest - Litowsk şehrinde aynı adla söylenen bir antlaşma imzalanmıştır. Antlaşmanın 4.maddesi gereği Ruslar Doğu Anadolu illerinin çabuk boşaltılması için ellerinden geleni yapacaktır. Ardahan, Kars ve Batum bölgelerinde gecikmeksizin Rusya tarafından boşaltılacaktır.

Rusya bu yeni antlaşmayla 3 sancaktaki ahalinin oylarını aldıktan sonra 1878 'de almış olduğu toprakları Türkiye'ye geri vermeyi kabul ediyordu.

Yapılan genel kamuoyu sonucunda üç sancak ahalisinin %99'dan fazlası ev sahipleri Türkiye'ye bağlanma isteklerini belirtmişlerdir. Birest-Litowsk antlaşmasının 4. maddesine göre 12 Haziran 1918'de üç sancak'ta yapılan plebisit sonunda hazırlanan anavatan Türkiye'ye katılmak mazbatalarını Ardahan'lı Hamşi oğlu Rasim Bey başkanlığında Batum üzerinden gemi ile İstanbul'a giden 20'den fazla temsilciden kurulu Elviye-i Selase Heyeti, tahta yeni çıkmış bulunan Sultan 6. Mehmet Vahdeddin'e 15 Ağustos'da Dolmabahçe Sarayına sunmuştur. O tarihte padişahın çıkardığı fermanda Kars, Ardahan, Livana, Artvin -Batum kaleleri ile mülakatının Mader-i Muazez Vatan'a katılma dileklerinin bulunduğu resmen ilan edilerek umumi idarenin ona göre düzenleneceği bildirilmiştir.

Bu işlemlerden sonra Türk ordusu 1918 Mart sonlarında üç sancak ile birlikte Artvin-Borçka-Ardanuç-Şavşat kazalarını da işgal etmiş yeniden Türk yönetimini kurmuştur.

Burada Trabzon'da kurulmuş Gürcü milli komitesi ile Osmanlı hükümeti arasında 18 Haziran 1918'de Ruslardan gizli olarak imzalanan ve kendi çıkarlarına uygun düştüğü için Ermenilerce de onaylanan Trabzon antlaşması, Ermenilerin saldırılarını yavaşlattı. Ne yazık ki bu kurtuluş günleri pek kısa sürecektir. 7 ay sonra imzalanacak Mondros Mütarekesi hükümlerine uyularak ordumuz eski sınırlara çekilince bu sefer adı geçen topraklar 17 Aralık 1918 -7 Nisan 1920 tarihleri arasında İngilizlerin işgaline uğradı.

Milli Mücadele ve Cumhuriyet Dönemi

30 Ekim 1918'de Osmanlı İmparatorluğuna resmen son veren Mondros Mütarekesine göre Tebriz ve Bakü ile Dağıstan'a kadar ilerlemiş ve oradaki topraklarda Türklere bağımsızlık ve hürriyet kazandırmış olan Osmanlı ordusu doğuda 1914 hududu gerisine çekilmek zorunda kaldı.

14 Kasım 1918 1. Kars Kongresinde, Piroğlu Fahrettin Bey'in reisi olduğu 8 kişilik bir muvakkat heyet ile kepenekçi Emin Ağa başkanlığında Milli İslam şurası merkezi umumisi yerli bir hükümet kurulması, bir yandan çekilmekte olan ordumuzdan müstahkem yerler ile askeri bina ve tesisleri teslim almaya hazırlanılması, bir yandan da Kars Sancak ve kazaları ile Ahıska, Artvin ve Batum şehirleri ile kazaları da merkezi Kars olmak üzere kısaca milli şura denilen milli İslam şurasının şubelerini açıp teşkilatının genişletilmesi için halkı uyanıklığa ve birliğe çağırma işlemine önem verildi.

3-5 Ocak 1919 tarihleri arasında Ardahan Kongresi I. Toplantısını gerçekleştirdi. Başkan Eyüplü Halit Bey açılış konuşmasında ''Devletçe kabul edilen Mondros Mütarekesi şartlarını uygulattırmamak, bunun için eldeki silahları teslim etmek şöyle dursun düşmanla çarpışmak, yeniden silahlanmak yeni kurtulan bu topraklarımızla birlikte anavatanı kurtarmak için geniş ölçüde örgütlenip zafere kadar yılmadan ve tesanütle çalışmak en büyük amacımız olacaktır.” demektedir.

Eyüplü Deli Halit Beyin başkanlığında 7-9 Ocak 1919 tarihleri arasında toplanan 2. Ardahan Kongresinde ''Hiç Bir Suretle Mevcut Silahlarımızı İngilizlere ve ortaklarına teslim etmemek, 1919 hudutları gerisine çekilecek olan 3.fırka ile Fırka'nın kumandanı Halit Beyin Evliye-i Selase'ye askeri yardım ve müdahale ile rehberliğini devam ettirmek'' amaçları belirtilmiştir.

2. Ardahan Kongresi kararına uyarak yapılan 131 kişi büyük Kars kongresi 17-18 ocak 1919 gecesi toplanınca bütün sancak ve kaza milli şuraları birleştirilerek Kars'ta cenubi garbi Kafkas hükümeti Muvakkata-i Milliyesi kuruldu.

Kuruluşundan 13 Nisan 1919'da İngilizler tarafından dağıtılmasına kadar bu hükümete bağlı şura şubeleri etkin bir şekilde görev yaptı.

11 Mart 1336 (1920) tarihli Evliye-i Selase, Olatu hükümetinin yayınladığı ‘vekalet ve itimatname'nin birinci maddesinde üç sancak halkının mutlaka esaretten kurtulacağını belirtiyordu: Üç sancak halkı kendi başlarını çaresine bakarken düşman da boş durmuyordu. Mondros Mütarekesinin imzalanmasından bir ay sonra İngilizler 27 kasım 1918 günü Batum'a asker çıkardılar. 17 Aralık 1918 günü Batum resmen işgal edildi.

Kazım Karabekir 3 Mayıs 1919'da Erzurum 'a gelip karargahını teslim aldığı gün kendisine İngiliz General'i Ravleson'un bir yazısı sunulmuştur. Bu yazıda 15. kolordunun 3.Tümen kumandanı Yarbay Deli Halit Üç Sancak'taki yerli halkı Gürcülere karşı korumaya teşvik ettiği için sorumlu bulunduğu ve bu nedenle muhafızlarla Trabzon'a gönderilmesi isteniyordu. O günlerde Oltu'da bulunan Halit Bey İngilizlere teslim edilmemiş, rütbesi Albaylığa yükseltilerek Pasinler kesimindeki 9.Tümen kumandanlığına getirilmiştir.

İngilizler bir süre sonra Artvin'i terk edip Batum'a çekilirken bir yandan da Ermenilere bol bol silah dağıtıyorlardı. İngilizlerin bu dönüşüne Azerbaycan Türk hükümetinin Ermenistan üzerine yürüme ve Anadolu'daki ulusal Türk kuvvetleri ile birleşme hareketine başlamaları neden oldu.

10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması, durumu kötüleştirdi. Çünkü bölgede Ermenistan devleti kurulması öngörülüyor ve bu devletin sınırlarının tespiti de Amerika Başkanı Wilson'a bırakıyordu.

Artvin ve çevresindeki bu umutsuz duruma Ankara hükümetinin ilk müdahalesi 1920 Temmuz'unun sonlarında Ermenistan hükümetine gönderdiği bir protesto oldu. Ermeniler bu isteği dikkate almayınca, bölgedeki Kazım Karabekir Kuvvetleri harekete geçti ve önce Sarıkamış sonra 11 Kasım'da Gümrü geri alındı.

Ermeni savaşı sonunda Kars kurtarılıp, Şark cephesi kumandanlığı kurulduktan sonra eski 15. Kolorduyu zafere ulaştıran Kazım Karabekir artık cephenin kumandanı olarak karargahı ile Kars'ta bulunmaktaydı. Cephe kumandanı bundan sonra, üç sancaktan oluşup, Gürcü işgalindeki Ardahan ve Batum'da kurtarma çalışmalarına girişmiştir.

İngilizler de Türklerin bu başarılardan sonra Ermenistan hayalinden vazgeçmiş görünüyorlardı. Ancak Gürcü'leri desteklemeye devam ediyorlardı. Kazım Karabekir Artvin - Ardahan çevrelerini barışçı yollarla ele geçirme zamanı geldiğini Ankara hükümetine raporla bildirdi.

Ankara hükümeti, TBMM'ye yaptığı teklifle ilgili olarak tam yetki alıp Gürcü işgalinde bulunan yerlerin boşaltılmasını bir nota ile Gürcü hükümete bildirirken, bir yandan da şark cephesi kumandanlığına bu yerlerin silah kuvvetiyle de olsa işgal edilmesini emrediyordu. Son hükümet ültimatomunun süresi 22 Şubat 1921 gece yarısı sona eriyordu. Gürcistan hükümeti, Türk hükümetinin belirttiği saatte işgal yerlerini boşaltarak askerlerini geri çekmiş; resmi askeri birlikler 6 Mart 1921 akşamı Artvin' e ulaştığında 7 Mart 1921 günü fiilen kurtuluş gerçekleşmiştir.

Bu olaylar sırasında Rus ihtilâli sırasında kurulan ve Türkiye ile doğuda komşu olan Gürcü Hükümeti vardı. 1920 yılında İngilizler Batum'u boşaltınca, Gürcüler hak iddia ederek burayı işgal ettiler. Halbuki Gürcülerin bu hareketi, Osmanlı Devleti, Almanya ve Sovyet Rusya Hükümeti arasında imzalanan Brest-Litovsk ve yine Osmanlı Devleti ile Gürcüler arasında imzalanan Trabzon Antlaşmalarına aykırı idi. Brest-Litovsk Antlaşmasına göre, Osmanlı Devleti 43 yıllık işgalden sonra Rusya'dan Batum, Kars ve Ardahan'ı almıştı.

Mustafa Kemal, Batum'un işgalini Büyük Millet Meclisi Başkanı sıfatıyla protesto etti. Gürcülerin Ankara'ya gönderdikleri elçi ile yapılan görüşmeler sonucunda Gürcü Hükümeti, Ardahan, Artvin ve Batum'u Türklere bıraktı. (23 Şubat 1921)

Sonradan Gürcistan Sovyet Rusya'ya katılınca Moskova Antlaşmasıyla Batum Gürcistan'a verilmiş, Artvin ve Ardahan Türkiye Cumhuriyeti'ne kalmıştır. Böylelikle yüzyıllardır merkezi Batum olan Macahel'in merkezi, çarşısı değişmiş ve Borçka olmuştur. Farklı devletlerin yönetiminde yaşamlarını sürdüren yöredeki Gürcü nüfus, Gürcü kimliğini her yönetimde yaşatmış ve bu kimliğe ait özellikleri korumuştur.

Arkeolojik Değerler

Kadir Özdemir'in evinin yukarısında Uğur Köyünde kilise, Efeler Köyü girişinde kemerli köprü, Tamara'nın mağarası, Maral Köyü İremit Camii, Maral- İremit Mahallesi Natsihvari mevkiinde 1877-1878 (93 Harbi) Osmanlı- Rus Savaşı öncesi ve sonrası için Acara- Batum çevresi hapishanesi, Efeler Köyü Camii altında kilise kalıntıları, Camili Köyü Şahankaya tepesinde “Hasihvari” hapishanesi kalıntıları bulunmaktadır. Bu tarihi eserler arasında en çok ziyaret edilen İremit Camii ve Efeler Köyü girişinde bulunan iki kemerli köprüdür. Eserler hakkında kesin bir tarihi bilgi bulunmamaktadır.



dsc00743.jpg

dsc00734.jpg

MİMAR`İ YAPI

6 KÖY ve onlara bağlı mahallelerden oluşan macahelde evler tüm doğu karadenizdede görüldüğü gibi dağınık yerleşim tarzında arazinin elverişli bölümlerine yerleşmiştir. Macahelde her hanede aşağıda anlatılan kullanım birimleri mevcuttur.

Ev( Sahli) , ahır, serender(nalya), küçükbaş ahır (sathe), samanlık (meregi), bostan, Mısır tarlaları,çayırlık, ormanlık (tke), Yayla evi ( tisk sahli). Bunların dışında bazı hanelerin değirmenleri ( tsiskvili) , mevcuttur.


Kışlık köy evleri yaygın ve fonksiyonel bir plan tipini yansıtır. Evler iki katlı olup altı yığma taş duvar üstü masif ahşap karkastır. Ahşap çatının üstü hartama ( kavari) ile örtülüdür. Günümüzde hartama yerine galvanizli oluklu sac kaplanmaktadır. Evlerde genellikle kestane ağacı kullanılmaktadır. Ahşap karkası oluşturan kestanenin yanısıra yaklaşık 5 cm kalınlığında ve geçmeli olarak uygulanan bölme elemanlarında ladin ağacıda kullanılmaktadır. Genellikle eğimli araziye oturan evlere giriş ; evin oturduğu yüksek noktadaki yol tarafından, birinci katın genelde iki yan cephesini saran teraslara birkaç basamakla çıkılarak sağlanmaktadır. Bazı evlerde teraslar, giriş cephesinin dışında kalan üç cepheyi de sarmaktadır.Teraslar , iç koridorlarla birbirine bağlanmışlardır.



Evin moloz taş duvarlarla çevrili alt katı, zorlu kış şartlarında kolay ulaşılabilmesi ve birinci kat döşemesinde oluşan ısıdan her iki katın yararlanabilmesi amacı ile , büyükbaş ahırı olarak kullanılmaktadır. Ancak, günümüzde bazı evlerde ahır, alt katın dışına çıkartılmış olup bu bölüm depoya dönüştürülmüştür.

Genellikle kareye yakın plana sahip evin üst katı yol tarafında iki baş oda ,ve karşı cephede iki odadan oluşur. Oda sayısı ailenin ihtiyacına göre daha fazla olabilir. Terasları birbirine bağlayan koridorlar aynı zamanda odaları da ayırmaktadır. Baş odalardan her ikisi de yol cephesinde birer ocak vardır. Ocakların bir yanında gömme yıkanma yeri (banyo), diğer yanında ise gömme dolap bulunur. Baş odalardan evin en büyük ebeveynleri tarafından kullanılan aynı zamanda günlük oda ve mutfak işlevini de görmektedir. Odaların tümünde , kapıların iki yanına gelen duvar boyunca seki (sekve) bulunmaktadır. Sekiler hem oturma , hem yatma, hem de depolama başta olmak üzere bir çok işlevi bir arada görmektedir.



Tuvaletler (pehi gza / gezme), bazı evlerde terasların bir köşesinde , nadiren ise evin dışında bir kabin şeklinde düzenlenmiştir.
Macahel tarihteki önemli göç yolunun hemen bitişiğinde yer alır. Batum şehrine 25-30 km mesafededir. Batum doğal limanı Karadenizin en eski limanlarından biridir. Bu nedenle Batum ve çevresi tarih boyunca çok defe istilaya uğramış ve o dönemlerde yaşanalar efsaneleştirilerek günümüze taşınmıştır. Bölge birçok savaşta çatışma alanı olmuş.




Kırsal yerleşmelerde belirleyici unsur bölgenin geçim kaynağı ve elde edilebilen yapı malzemeleridir. Karadeniz bölgesinin bu anlamda belirleyici unsuru tarım (sınırlı tarla ve bahçecilik), hayvancılık ve en kolay elde edilebilen ahşaptır. Buna göre Karadeniz kırsal yerleşmeleri tarla ve-veya- bahçe yakınında ahşap ağırlıklı malzemeyle oluşturulmuştur. Hayvancılık yapılan kesimlerde ise yem bitkileri ,ısı, ulaşım ve malzeme belirleyici olmaktadır. Tarım yapılan yerleşimlerde asıl konuta bir yiyecek deposu (serender- nayla- ambar) eşlik ederken, hayvancılık yapılan yerlerde bunun yerini hayvan barınağı (ahır ,ağıl) almaktadır. Macahel’de ise konutların yanında hem serender hem de hayvan barınağı (hayvan barınakları genellikle iki katlı olup zemin hayvan barınağı, üst kat ise ot ve yem deposu-samanlık şeklinde kullanılmaktadır.) birlikte bulunabilmektedir. Bölgede hayvancılık-arıcılık temel geçim kaynağıdır. Tarımsal ürünlerin başında ise fındık üretimi gelmektedir. Özellikle Camili-Düzenli köyleri ve çevresinde iklim yumuşak ve kar yağışı az olduğundan her tür sebze ve meyve yetiştirilebilmektedir. Üretimin sınırlı alanlarda yapılması, aile yapısının toplumsal ilişkilerde belirleyici olması konut yerleşimlerinin yakın akraba evlerinin oluşturduğu küçük topluluklar şeklinde gelişmesine yol açmıştır. Mahalleler daha çok kökü çok eskiye uzanan sülale adlarıyla anılmaktadır.

Macahel bölgesinde konut tipi olarak geleneksel Türk evi kullanılmakla beraber değişik 3 temel farklı konut tipi oluşmuştur;
1. Tip tek katlı, dış ve iç bölmeleri tamamen ahşap, açık ateş yakılan bölümü toprak döşemeli ve tavansız, döşemenin diğer kısımları ahşap 2-3 odalı kare planlı konut.(Büyük oranda yalnız hayvancılık yapılan yerleşimlerde görülüyor.)
2. Tip iki katlı, zemin kat dış bölmeleri ve birinci kat arka cephesi taş duvar diğer bölmeler ahşap, 4-5 odalı konut.(Bu tip konutlarda 3 varyasyon bulunuyor. Zemin katta kışlık odaları bulunan büyük konut, zemin katta hayvan barınağı bulunan konut ve zemin katı bölmesiz-açık- konut. Sonuncu varyasyon daha çok sebze meyve tarımı yapılan yerlerde açık işlik olarak ta kullanılıyor.
3.Tip ise çoğunlukla iki katlı, ahşap taşıyıcılı, taş duvarlı, iki girişli (konuk girişi) 6+ odalı büyük ve gelişmiş konut. Bu tip konutlar bölgenin ekonomik olarak iyi durumdaki aileleri tarafından çok değişik yapı ustalarına yaptırılmıştır. Yapı ve malzeme yönünden çeşitlilik bu konutlarda çok belirgindir. Tavanlarda alçı sıva ve alçı üzeri renkli resimler ve motiflerde ilginç konular gözlenebilmektedir.


Macahel bölgesindeki konutlardan söz ederken ilk söylenmesi gereken temel malzeme olan ahşabın kullanımında görülen ince ve işlevsel detayları yaratmış olan ustalıktır. Bu ustalığın gelişmesini yörenin yapım ustalarının geniş bir coğrafi ve kültürel bölgeye çalışmak için gitmiş olmasına bağlamak olasıdır. Yapıda kullanılan ahşap türleri malzemeye ve gereksinime göre değişmektedir. Yiyecek depoları ve dış bölmelerde daha sert ve yapraklı ağaçlar(kestane gibi) kullanılırken iç bölmeler ve yatay taşıyıcılarda ibreli ağaçlar (ladin gibi) yeğlenmiştir. Ahşap oymacılığı iç donanımda özellikle dolaplarda görülmektedir. Konutlarda kullanılan eşyaların hemen hemen tümü konutla birlikte ahşaptan ve yerinde aynı ustalar tarafından yapılmıştır. Daha eski konutlarda görülen açık ateş yakma yeri sonraları yerini kuzinelere bırakmıştır. Günümüzde yemek ve ekmek pişirme işi ev içinde kuzinelerde yapılmaktadır. Açık ateş ise konutların dışında; konserve, turşu yapımı ve süt ürünleri yapımında kullanılmaktadır.


Kısaca değinilen konutlarla ve kullanım biçimleriyle ilgili sorunlara gelince ,onları da 3 ana başlıkta ele almak olası.
1 . Enerji ve kullanımı: Macahel geleneksel konutunda temel ve tek enerji odundur. Bugün giderek azalması yanında bütün enerji talebine yetmesi olanaksızdır.
2 Yapı malzemesi, ustalık ve işlevler: Yapı malzemesi elde edilmesi doğal çevre için baskı oluşturmaktadır.(özellikle geleneksel çatı örtüsü temel sorundur.) Yerel yapım yöntemlerini kullanabilen ustalar çok azalmıştır. Konuttan beklenen işlevler büyük oranda değişmiştir. Varolan konutlar bu işlevleri karşılamaktan uzaktır.


3 Ulaşım ve atıklar: Tarım ve hayvancılık alanlarına yakın kurulmuş bulunan konutlara araç trafiği sağlamak çevreyi bozmaktadır. Kırsal yaşamda doğal olarak yok edilebilen organik atıkların yerini alan kimyasal atıklar,gelecekteki en büyük çevresel tehlike olarak büyümektedir.
Özetle değinilen sorunlar gelecekte Macahel bölgesi için belirleyici önemdedir. Bölgenin; varolan konutların kullanımı, yeni yapılacak bina ve konutların yeri ve yapım yöntemleri, konutlarda enerji kullanımı ve bölgenin tüm ulaşım ağını planlamak üzere bir mastır ( genel plan kararlarına) plana kavuşturulması gerekir. Kendiliğinden oluşacak yapılaşma ve kullanım biçimleri, geri dönüşü olmayan sorunlara yol açabilir. Öncelik varolan konutların işlevsel hale getirilmesi, ısı yalıtımı yapılması ve uygun enerji kullanımının sağlanmasına verilmelidir. Yeni yapılaşmaya sınırlama getirilmelidir. Macahel’in bundan sonraki yaşamının doğal çevrenin ve kaynakların korunarak devam edebileceği unutulmadan her yapılacak iş iyi planlanmalıdır. Kısa vadeli hesapların bozduğu benzer alanlarda yapılan hatalar tekrarlanmamalıdır. Güzel ve kullanışlı konutun basit ve doğal malzemelerle üretilmesi olanaklıdır. Macahel yalnızca ender bulunan bitki ve hayvan varlığıyla değil yaratacağı yeni ve sürdürülebilir doğal yaşam biçimiyle de ele alınmalıdır. Üzerinde yaşayanların mutlu olmadığı ve sahiplenmediği hiçbir iş ve proje uzun vadede yaşayamaz. Konut bu mutluluğun ve umudun başladığı veya bittiği yerdir. Yüzyıllardan bu yana kendi kendine yetmiş olan Macahel bölgesi bundan sonrada yaşanabilir bir yer olmalı..

Mimar Mahmut Zeytinci'ye katkılarından dolayı teşekkür ederiz.






MACAHEL KÜLTÜR YAPISI



Değer Yargıları


Yöre insanı (Maçaheli'liler) gerek ziyaret, gerek araştırma-incelemeye gelen insanlara kişi ve kuruluşlara karşı son derece sıcak, konuksever ve hoşgörülüdür.
Köylüler arası olası anlaşmazlıkların çözümü yine köy ileri gelen yaşlılar tarafından taraflar bir araya getirilerek, ikna yönetimi ile sorunların çözümü gerçekleştirilir.

Kamu kurum ve kuruşlarla köy ilişkilerini öğretmen ve muhtar (Köy kurulu) yürütür. Ortak doğal ve toplumsal sorunların çözümünde "İmece" usulü dayanışma ve yardımlaşma ile okul, camii, çeşme yol vb. ortak kullanım alanlarının bakım ve onarımları gerçekleştirilir. Köydeki dayanışmanın en tipik örneklerinden kışın yolların kapalı olduğu dönemlerde hastanın sedye ile 56 km .’lik yolun yaya kat edilmesi hasta doktora ulaştırılması gösterilebilir.
İstanbul ve diğer illere göç eden Maçaheli’liler çeşitli dernek ve vakıf etrafında birleşerek dayanışma örnekleri meydana getirmişlerdir.Camili Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği dışında;

Örnek:

1- Köylerde Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri
2- Macahel Dergisi
3- Macahel Kültür-Eğitim ve Dayanışma Vakfı
ve daha birçok kuruluşlarda örgütlenme çabası içindedirler.




Macahel'de Evlilik


Evlendirme çağına gelen insanları evlendirmek için, "elçi" denen aracılar görevlendirilir. Kız isteme süresi bir iki yıl olarak belirlenir. Elçi değiştirme olanağı vardır. Eğer sonunda iş tatlıya bağlanırsa, hayırlı bir iş olursa kız sahibi ilk elçiliğe giden aracıyı da düğün öncesi kendi evinde görmek istediğini damat babasına iletir.

Nişan olarak, bel kemeri (Gümüş kemer), Küpe, Yüzük, Çapula (ayakkabı), götürülür. Nişanlılık süresi en az 2-5 yıl sürer. Süre dolunca "bohça" götürülür. Bohça da önemli ve ağırlıkta şunlar vardır. "Kastumi", "Çarçabi", makyaj malzemesi, "Tavşalay", gelin adayının anne ve babasına da giysi alma adettir. Erkek tarafı "Bohça" ile beraber "Harcı" yağ, un (Buğday), şeker, etlik olarak keçi, koyun ya da dana götürülür. Düğün günü taraflar arasında belirlenir ve Güz mevsimine denk düşürülmeye çalışılır.

20-30 kişi ile (daha fazlada olabilir) kız evine, Muzikay, Tulumi, Çiboni eşliğinde gidilir. Kız evinin reisi düğün alayını buyur eder. Yemek yenir. Gelin adayı kız, "Dade" si tarafından giydirilip özenle kıyafetleriyle donatıp (Motskoba) Erkek "dade" sine teslim edilir. Teslim anında bahşişi kız tarafı alır. Ve gelin erkek evine doğru yola çıkarılır. Genellikle akşam namazına kadar erkek evine varılır. Yolda "Bani" denilen maniler söylenerek yolculuk yapılır. Kız tarafından akrabaları iki kişi "Müjdeci" haberci olarak düğün alayından önce damat evine varır, haber ederler. Düğün evindeki reis "Umposi" düğün amiri (damat babası isterse birini bütün yetkileriyle görevlendirirdi.) tarafından karşılanır. Kız çıkarılırken kapının üstüne çift bıçak saplanır ve damat babası şekerini (Kampeti) gelinin başından aşağı döker ve çocuklarda şeker toplamada yarışırlar. Düğün reisi tarafından karşılanan müjdecilere pişmiş tavuk ve tepsi ile baklava ikram edilir. İkramlar pazarlıkla artırılabilir veya azaltılabilir. Hiçbir zaman ikram nedeniyle tatsızlık yaşandığı görülmemiştir. Yapılan ikramlar bağışlandığı gibi emaneten reise geri verilirdi. Damadı çağırırlar ve müjdeciler getirdiği "Müjde Yastığı" nı damat adayına uzaktan atarlar veya elle teslim ederler. İşlemeli bu yastık ömür boyu saklanır. Bu işlemler sırasında çevreden toplanan komşu gençler dikkatlice izlerler çünkü yarın kendilerinin de başına geleceğini bilirler.

Gelin adayı erkek evine gelir, genellikle boyalı, beyaz renkli at üstünde gelin bindirilir, oğlan "dade" si önde, ortada gelin, arkada gelin dadesi ve daha sonra gelin tarafı bayanları taşıyan atlı konvoyları takip eder. Gelin alayı erkek evine gelir. Erkek babasını çağırırlar ve "Saçukvari" (Hediyelerin) nellerdir? diye sorulur.

Erkek babası varlığını çocuklarına böler ve damat adayı oğluna düşen taşınır ve taşınmaz mal varlıkları topluluk önünde sayar. Erkek annesi çağırılarak gelin teslim edilir. Geline evin odaları dolaştırılır. Mutfak odadaki "Ocağı" içinde "Cacvi"ye el sürdürülür. Bal içine eli bandırılır. Hazır bulunan bir sandığa oturtulur. Ve kucağına bir erkek çocuğu oturturlar ki ilk çocukları erkek olsun. Gelin kucağına oturtulan çocuğa çorap ve mendil verir. Anne, gelini gelin odasına götürür. Kadınların oturduğu odanın bir köşesine perde çekilerek gelin istirahata alınır. Belli bir zaman sonra gelinin erkek kardeşi veya kardeşi yoksa amca çocukları gelinin duvak eşarbını açar. Duvak açan kişiye bahşiş verilir. Damat içeri istenir ve belli bir süre (1-5) dakika gelin ile yan yana konulan sandalye de otururlar. Daha sonra damat rehberi (Sağdıç) bayanlardan müsaade isteyerek damadı dışarı çıkarır. Takı merasimini erkek annesi başlatır. Erkek ve kız tarafı takılarını takarlar. Takı sonrası yemek verilir. Genellikle yemeği önce erkekler yerler. Kız tarafı genç erkekleri sofra tutma oyununu gerçekleştirebilirler. Bu iş bazen sabahlara kadar devam edebilir. Bazı tatsızlıklar yaşanınca, köyün ileri gelenleri ve Köy Kurulu bazı köylerde yasaklama yapmışlardır.

Sofra bitiminde müzik eşliğinde eğlence ve yörenin oyunları oynanmaya başlanırdı. Silahlar atılır. Çeşitli bilmece oyunları oynanır. Koro halinde şarkı ve türküler söylenir. İsteyen misafirler erkek evinde ve komşuların evinde yatırılmak için davet edilir. İsteyen sabaha kadar eğlenir, isteyen yatıp istirahat eder.

Kız ve erkek tarafı köyleri genellikle bir iki hatta üç saat yaya yolu olduğundan gece erkek evinde veya komşularda geçirilir. Sabah yine erkek evinde kız tarafları toplanırlar ve kahvaltı verilir. Kız tarafı erkek tarafının evini öğleye doğru terk eder. Damat bir süre düğün alayı ile konukları yolcu etmeye refakat eder ve kız Dade’sinin atının yularını tutar. Vedalaşarak erkek tarafı ve damat geri döner. Damat gelinin duvağını açar. Gelinin normal elbiselerini giymesi için yalnız bırakır. Düğünden sonra ki 15 nci günü: "Sadili" yemeğini (Kuşluk yemeği) kız tarafı erkek evine götürür. Baklava ve katmerden oluşan yemek gelin yakınları tarafından taşınır. Yolda rastlayan kişilere ikram etmek üzere ayrıca "Katmer" i hazırlanarak yolculuk yapılır. Kırkıncı günü, gelin baba evine ziyaret için geri döner, damat da eve davet edilir, daha sonraları veya aynı gün başka grupla damat da gelin evine kayınpederi "Simamri" evine giderler. Ve yemek yenilerek eğlence yapılır. Çeşitli zamanlarda karşılıklı ziyaretler devam eder. Çoğunluğu dini bayramlar, düğün vb. zamanlarda yapılır.

Günümüzde artık bu adeti gerçekleştiren kalmadı. Çünkü köy düğünü yapan neredeyse kalmadı. Köyden şehire göç nedeniyle düğünler salonlarda yapılmaya başlandı.


Kaynak: Celal ŞAHİN'in "Her Yönü ile Artvin-Maçahelliler Rehberi"nden alınmıştır.

Rehberden edinmek için lütfen bizimle irtibat kurunuz - info@macahel-cevre.org








Camili (Macahel) Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği resmi web sitesi. Tüm hakları sak


iremitli-mevlut@hotmail.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın